Tekrar olursa

Türkiye’de hala bir dar*be tehlikesi var mı?” sorusuna vatandaşların yüzde 30,2’si ‘evet’ cevabı verdi.Yüzde 43,5’lük kesim ‘hayır’ derken yüzde 17,4’lük kesim de fikri olmadığını belirtti.

TEKRAR SOKAĞA ÇIKAR MISINIZ? Yeni bir dar*be girişimi olması halinde vatandaşların sokağa çıkmaya hazır olduğu da ankette ortaya çıktı.2021 yılında “Tekrar bir dar*be girişimi olsa sokağa çıkar mısınız?” sorusuna vatandaşların yüzde 74,6’sı çıkarız cevabını verdi.

2019 yılında yapılan araştırmada ise bu rakamın yüzde 77,4’ye çıktığı görüldü. 2018 yılında ise vatandaşların yüzde 22,8’i dar*be tehlikesinin olduğunu düşünüyordu.

ASIL FAİLLER YAKALANMADI Yeni Şafak’tan Fatih Özer’in haberine göre; Türk halkı, dar*be girişiminde yer alan asıl faillerin ise yakalanmadığına inanıyor. Vatandaşların yüzde 40,3’ü “15 Temmuz dar*be girşiminin asıl failleri sizce yakalandı mı?”

sorusuna ‘hayır’ cevabını verdi. Ankete katılanların yüzde 30,6’sı ‘kısmen’, yüzde 12,8’i ise ‘evet’ dedi. OHAL’DE MAĞDUR YOK Ankete katılanlar OHAL sürecinde insanların mağdur edilmediğini, oluşturulmak istenilen algının gerçeği yansıtmadığını düşünüyor. “Dar*be girişimi sonrası OHAL sürecinde insanların mağdur edildiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna vatandaşların yüzde 46,6’sı ‘hayır’ derken, yüzde 19,2’lik kesim ‘evet’, yüzde 22,6’lık kesim de ‘kısmen’ cevabını verdi.

DAHA ÇOK CEZA VERİLMELİ 15 Temmuz sonrası FE*TÖ ile mücadelenin yeterli olup olmadığı vatandaşlar tarafından değerlendirildi. 2018 yılında yapılan ankette vatandaşlarını yüzde 67,3’ü mücadeleyi yeterli bulurken, 2019 yılındaki ankette bu oran yüzde 59,4’e geriledi. Vatandaşların yüzde 36,6’sı mücadeleyi yetersiz bulduğunu belirtiyor.

Dar*be girişimine katılan kişilere verilen cezalar, vatandaşlar tarafından yeterli bulunmadı. Vatandaşların yüzde 63,6’sı dar*becilere verilen cezaların yetersiz olduğunu ve daha fazla ceza verilmesi gerektiğini belirtti.

Rusya devrede

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la düzenlediği basın toplantısında, “Kanal İstanbul’un Montrö anlaşmasına bir etkisi olmayacak.” dedi. Lavrov ise konuyla ilgili, “İstanbul Kanalı yabancı askerlere zemin hazırlamaz.” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Kanal İstanbu’la ilgili açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, “Uluslararası şirketlerden çok ciddi talep var. Kanal İstanbul’un Montrö Anlaşması’na bir etkisi yoktur.” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rus mevkidaşı Lavrov ile Antalya’daki ortak açıklamada şunları kaydetti:

ÇAVUŞOĞLU: Cumartesi günü Kanal İstanbul’un ilk köprüsünün temelini attık. Sayın Cumhurbaşkanımız düşüncelerini tüm dünya ile paylaştı. Şu anda boğazdaki trafik ciddi bir risk oluşturuyor.

Yılda 45 bini geçmiş durumda. 2050’de 80 bine ulaşacak. Bugün bu projeyi hayata geçirmek için diğer aşamaları üzerinde ilgili kurumlarımız çalışıyor. Uluslararası şirketlerden çok ciddi talep var. Kanal İstanbul’un Montrö Anlaşması’na bir etkisi yoktur. Montrö sadece boğazdan geçişleri düzenlemiyor. Montrö anlaşmanın nasıl sonlandırılacağı anlaşmanın içeriğinde var.

Türkiye bugüne kadar anlaşmayı harfiyen uygulamış bir ülkedir. Özellikle ticari gemilerin uzun bekleme durumu var. Tüm bunlar Kanal İstanbul’la yeniden düzenlenecek. Montrö Anlaşması’nın Kanal İstanbul’a bir etkisi olmayacak.

LAVROV: Ben de ilave etmek isterim, biz Türk dostlarımızla Montrö Sözleşmesi kapsamında yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunda memnunuz. İstanbul Kanalı yabancı askerlere zemin hazırlamaz. Görüşmeler konusunda Cumhurbaşkanı bugün açıklama yaptı, olup biteni kapsamlı olarak değerlendirdi. ABD’liler Cenevre’de konuşulan bütün konuları kendi çıkarları doğrultusunda değerlendiriyor.

Bir heyetimiz hazırlanıp görüşmeler yapacak. Bu tür ön görüşmeler kapsamında her iki tarafın çıkarlarına uygun sonuç olabilir. Birbirimizden ne beklememiz gerektiğini biliyoruz.

Hangisi?

Aşamalı olarak aşılama süreci devam ederken sırası gelenler ister B-iontech isterse de S-inovac a-şısı olmayı tercih edebiliyor. Sırası gelen vatandaşlar randevu alarak aşılarını olurken, birçok vatandaş ise aşıların yan etkisinin yanı sıra Biontech mi Sinovac mı daha etkili merak ediyor.

SİNOVAC MI BİONTECH Mİ?

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan SÖZCÜ TV yayınına katılarak Sözcü TV Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Alişer Delek’in sorularını yanıtladı. Şu anda böyle bir seçme hakkı yok denebilir Sinovac a-şısı yok, gönderilmedi. Onun için kişi gidip ‘ben sinovac a*şısı olmak istiyorum’ derse ona aşı gelince haber vereceğiz diyerek aşısı yapılmadan geri gönderilmek zorunda.

Şu anda Bi-ontech-Pfizer a*şısı var. Şimdi inaktif aşılarla bu mRNA aşılarını karşılaştırdığımızda mRNA a*şıları daha kuvvetli bir ba-ğı-şıklık cevabı veriyor, Sinovac aşısı daha zayıf bir cevap veriyor. Biontech a-şısına karşı daha fazla ş-kayet olmasının nedeni aşının bağışıklık sistemini diğerine göre daha fazla aktive etmesidir.

A-Ş*ILARIN YAN ETKİLERİ VAR MI? En-fek-siyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, bu konuda merak edilenleri şöyle anlattı: A*şı öncesi ağrı kesici alınmalı mı? Uzmanlara göre bu doğru değil. Alerji veya ateş gibi yan etkileri önlemek için aşı yaptırmadan önce ilaç alınmasına gerek yok.

Her iğne veya aşı olmanız gereken durumlarda dikkat etmeniz gerektiği gibi, Covid-19 aşısı olmadan önce de eğer kan sulandırıcı kullanıyorsanız bunu doktorunuzla paylaşmanızda yarar var. A*le*rjisi olanlar a*şı yaptırabilir mi? Al*erjik bünyesi olanlar da Covid-19 aşısı yaptırabilir. Ancak aşıların içeriklerine karşı al*erjileri olup olmadığını yine doktorlarına danışmalarında yarar var. A*şıdan sonra ne gibi sorunlar yaşanabilir? A*şılardan sonra kolda, özellikle de aşı olunan bölgede hafif şişlik ve ağrı görülebilir.

Ancak a*ğrı genellikle bir gün içinde geçer. Bunun yanı sıra; baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, k*as a*ğrıları ve hafif derecede ateş gibi belirtiler de görülebilir. Tüm aşı ve ilaçlarda olduğu gibi nadiren alerjik reaksiyonlar da olabilir. Bu belirtiler mRNA aşılarında inaktif a*ş*ılara göre biraz daha fazladır. Aşıdan 24 saat sonra yan etkiler devam ediyorsa doktora başvurmak gerekir. Kı-sır-lığa yol açtıkları doğru mu?

Covid-19 aşıları kısırlığa neden olmuyor, bu nedenle a*şı olmaktan kaçınmamak gerekir. Bununla ilgili kanıtlanmış bir veri, güvenilir bir bilimsel araştırma yoktur. 6 ay sonra yeniden a*şı olmak gerekir mi? Şu an için yeniden ne zaman aşı olunacağı, yani aşının tekrarı konusunda net bir bilgi yok, zamanla aş*ıların etkinlik süreleri ortaya çıkacaktır. Mutasyonlara karşı etkileri azalır mı?

Si*novac ve Bi*oNTech aşıları mutasyonlara karşı da etkili, ancak bazı mutasyonlarda etkinliklerinde azalma olduğu biliniyor. Bi*oNTech a*şısının mutasyonlara karşı etkinliği diğer aşılardan daha fazladır.

A ŞI OLANLAR NELERE DİKKAT ETMELİ?
A*şı olmak insanın kendisini korur, virüsü taşımasını ve başkasına bulaştırmasını engellemez. Bu nedenle Covid-19 a*şısı olanlar maske, mesafe ve hijyene dikkat etmeyi sürdürmeli. Bunun dışında a*şı olduktan sonra günlük hayatlarına devam edebilirler, özellikle yapılması gereken ekstra bir önleme gerek yoktur. A*şıdan sonra ortaya çıkan ateşe karşı bol sıvı, özellikle su tüketilmesi gerekir. Ayrıca kalın giyinmeyin.

Üzerinizi sıkmayan, terletmeyen giysiler tercih edin. Koldaki a*ğrıyan bölgeye temiz, soğuk, ıslak bir bez koyun. A*ğr*ıyan kol için önerimiz ise kolunuzun hareketsiz kalmaması. Kolunuzu kullanın, hatta kol egzersizleri yapın.

“Bİ-ONTECH mRNA, Sİ-NOVAC İ-NAKTİF AŞIDIR”

En-fek-siyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzm. Dr. Nurullah Dikmen, Kovid-19 a*şılarının insanları y*oğun bakıma düşürmeme konusunda yüzde 100 etkili olduğunu belirterek, “Yazın biraz daha rehavet ve rahatlık olacak. Sonbaharda okullar açılacak, hava soğuyacak, pandeminin aktivasyonlarını yine görebileceğiz. A*ş*ıları bulduğumuz sürece olmamız lazım” dedi.

Uzmanlar tarafından pandemide en önemli s-lah a-şı olarak gösteriliyor. Şu an Türkiye’de uygulanan “Si-novac” ve “Bi-ontech” a*ş*ılarının da arasında çok ciddi bir fark olmadığını söyleyen E-n-fe-ksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nurullah Dikmen, aşı konusunda önemli açıklamalarda bulundu. 2 a*şının avantaj ve de-z-ava-tanjları olduğunu belirten Uzm. Dr. Nurullah Dikmen, “Dünya Sağlık Ö-g-ütü’nün tanımlamasında temiz içme suyu kullanımı dışında insanlığın hastalıkla mücadelesinde an-ti-bi-yotiklerde dahil olmak üzere en önemli buluş aşılardır, diyor. Bu aşılarda 2 tane ana grup vardır. Bir mRNA a*ş*ıları diyoruz, bir in-aktif aşılar diyoruz. Bunu biraz daha pratik bir dille yaparsa B*iontech a*şısı mRNA diyoruz, Çin aşısı inaktif aşıdır.

Bu mRNA aşıları vücuttaki immün sistemini uyaracak protein moleküllerini direkt olarak vermek yerine RNA’sını veriyoruz. İn-aktif aşılarda ise virüs yeterli miktarda üretiliyor. Sonra o-ldü-rülüyor, in-aktif ediliyor. Bunları sadece RNA değil de tüm yapısındaki veriyorsunuz. Tabii, 2 aşının da avantaj ve d-zava-ntajları var. İn-aktif aşılarda bir dez-avantaj şu şekilde var: Uzun süre alıyor. Yani inaktif aşıyı üretmek, o-ld-ürmek belki 6 ay belki 8 ay alabiliyor. mRNA a*şı*larında modern teknikler kullanıldığı için belki 15 gün gibi kısa sürede bunu üretme şansı var. Varyantları karşı kısa sürede ufak bir değişikle tekrardan üretime sokulabiliyor. Şu aşı daha iyi sonuç veriyor diye bir şey demek çok mümkün değil. Bu aşılar bize şunu göstermiştir: Sizi yo*ğun ba*kıma düşürmemek adına yüzde 100 etkililerdir. Her iki a*şı grubu bunda etkilidir” diye konuştu.

ÜÇÜNCÜ D-OZ AŞI GEREKLİ Mİ? Bu son derece önemli. Benim şuana kadar önerim sadece sağlık personeli ile ilgili çünkü Sinovac a*şısı olduk hepimiz ben de dahil ama sağlık personelleri içerisinde hastalık hala son derece yaygın. Bugün mesela bizim hastaneden 4 kişi aradı beni testleri pozitif çıkmış. Çünkü Si-novac aşısının zaman geçtikce koruyuculuğunda bir azalma görüyoruz zaten. Bu kişilere bakanlığa sürekli öneriyorum bunu bir üçüncü doz olarak Bi-ontech-P-fizer a*ısı yapılsın diye öneriyorum. Yoksa genel halk için yani sağlık personeli kadar temas riski olmadığı için genel halk uygulamasında henüz ne Si*novac olanlar için ne Bi*ontech aşısı olanlar için böyle bir üçüncü d*oz gerekliliği ortaya koyulmadı. Neden? Çünkü bunu zaman gösterir.

Tarihi duyurdu

Maske ile ilgili flaş açıklama! Tarih belli oldu. Maske ile ilgili İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Memişoğlu’ndan müjde geldi.

Memişoğlu, aşılamanın daha da yaygınlaşmasıyla birlikte açık alanda maskesiz dönemin başlayacağını ifade etti. Memişoğlu konuyla ilgili, “Bayramı bayram gibi yaşayacağız inşallah” ifadelerini kullandı. Maske ile ilgili son dakika açıklaması.

Maskesiz dönem başlıyor… İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, nüfusa göre İstanbul’da 9,5 milyon insanın aşılanması gerektiğini söyleyerek,”Şu ana kadar 6,5 milyon aşıladık, 3 milyonu kaldı. Bunu da Temmuz’un ilk haftasına doğru bitirmiş olacağız” dedi.

Açık havada mesafenin korunduğu sürece maske kullanımının kalkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Memişoğlu, müjdeyi, “Bayramı bayram gibi yaşayacağız inşallah” diyerek verdi.

“İSTANBUL’DA POZİTİFLİK ANLAMINDA EN AZ VAKAYLA KARŞILAŞIYORUZ”

İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, aşılama hakkında tüm merak edilenleri ve gelinen son durumu DHA’ya anlattı. Vaka ve yoğun bakımdaki hasta sayılarının azaldığını belirten Prof. Dr. Memişoğlu, “11 Mart 2020’den beri bu mücadeleyi veriyoruz. Şu anda İstanbul’da o zamandan beri görülen pozitiflik anlamında en az vakayla karşılaşıyoruz.

Son ankette

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, X, Y ve Z kuşaklarıyla ilgili analizler yaptırdıklarını belirtirken; X ile Y kuşaklarının yüzde 38 oranında AK Parti’ye oy vereceğini söyledi.

Bunun partinin toplam oylarının iki puan gerisinde, CHP’nin oylarının ise 15 puan üstünde olduğunu dile getiren Şen, Z kuşağı söz konusu olduğunda ise AK Parti’ye oy veririm diyen gençlerin oranının yüzde 38 olduğunu ileri sürdü.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, Yeni Şafak gazetesinden Mehmet Acet’e son seçim anketleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu

Şen, yapılan seçim anketlerine göre, Z kuşağının yüzde 38’ünün AK Parti’ye oy verdiğini, bunun da CHP seçmeninin ortalamasından 10 puan fazla olduğunu savundu.”

X VE Y KUŞAKLARI YÜZDE 38 ORANINDA AK PARTİ’YE OY VERİYOR”Nisan ayında yapılan son araştırmaya göre AK Parti’nin oy oranının yüzde 40 olduğunu söyleyen Şen, “X, Y, Z kuşaklarının analizini yaptım. X ve Y kuşakları, yüzde 38 oranında AK Parti’ye oy veriyor.

Yani partinin toplam oylarının iki puan altında, CHP’nin oylarının 15 puan üstünde. Z kuşağı söz konusu olduğunda AK Parti’ye oy veririm diyen gençlerin oranı yüzde 33. Bu da CHP seçmeninin ortalamasının 10 puan üstünde” sözlerini aktardı.

Önemi buymuş

Küresel ticarette Türkiye’nin etkinliğini arttıracak olan Kanal İstanbul, diğer ülkelerin ticari faaliyetleri açısından büyük öneme sahip. Peki, Kanal İstanbul’un diğer projelerle bağlantısı ne? Ülkeler neden Karadeniz’e ulaşmaya çalışıyor?

Kanal İstanbul projesi, Sazlıdere Barajı üzerine inşa edilecek ilk köprünün temelinin atılmasıyla fiili olarak hayata geçiriliyor.

Gemi boyutlarının büyümesi, ağırlıklarındaki artış, petrol ve kimyasal gibi tehlikeli maddelerin taşınması ve gemi geçişlerinin artması gibi sebepler, İstanbul Boğazı açısından risk oluşturan etmenlerden bazıları.

Doğal bir boğaz olan İstanbul Boğazı, keskin dönüşler, kuvvetli ve yönü değişken akıntılar ve transit gemi trafiğiyle dik olarak kesişen şehir içi deniz trafiği nedeniyle pek çok tehlikeye de ev sahipliği yapıyor.

Kanal İstanbul, iddiaların aksine çevre, ekonomi ve güvenlik gibi pek çok alanda İstanbul’a uzun vadeli kazanımlar sağlamayı vadeden bir proje.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Şehir Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Recep Bozdoğan yaptığı açıklamada, Kanal İstanbul projesinin Marmara Denizi ile Karadeniz arasında bir kanal inşa edilmesinden ibaret olmadığını belirtiyor:

“Projenin içerisinde lojistik merkez, kongre merkezi, fuar merkezi, ekolojik turizm faaliyetleri, sağlık turizmine yönelik faaliyetler, marina, iki büyük liman olacak. Bir de yüksek teknoloji bölgesi ya da büyük bir tekno-park gibi çalışacak teknoloji bölgesi inşa edilecek. Bunların yanı sıra İstanbul’un en büyük ihtiyaçlarından olan depreme karşı kentsel dönüşümün gerçekleştirilmesi sürecinde de ciddi bir şekilde rezerv ihtiyacını karşılayacak iki tane orta büyüklükte şehir inşa edilecek. Önemli bir kısmı rezerv konut olarak kullanılacak. Bu iki şehir de yüzde 80 oranında İstanbul’daki nüfusun kaymasıyla doldurulmuş olacak. Yüzde 10-20 ulusal ve uluslararası niteliğe sahip insanların yerleşmeyi, çalışmayı tercih ettikleri yer haline gelecek.”

BEKLEMENİN YOL AÇTIĞI KAYIPLAR ÖNLENECEK

İstanbul Boğazı’ndan geçiş için her gemi, yaklaşık 14,5 saat beklemek durumunda kalıyor. Tanker gibi tehlikeli yük taşıyan gemilerde bu bekleme süresi yaklaşık 30 saate kadar uzayabiliyor.

Boyu 200 metre üstü olan tankerlerin günlük kiralama kaybı 120 bin dolara ulaşıyor.

Kanal İstanbul projesinin hayata geçmesiyle birlikte Karadeniz ve Marmara Denizi’nde sıra beklemek zorunda kalan nakliye şirketlerinin yıllık 1,4 milyar dolar tasarruf sağlayacağı düşünülüyor.

DÜNYA TİCARETİ DENİZ YOLU İLE GERÇEKLEŞTİRİLİYOR

Küresel ticaret, yüzde 80-90’lara varan oranda deniz yolu ile gerçekleştiriliyor. Ekonomik açıdan bakıldığında yıllık ortalama 30 trilyon dolarlık mali değerin yüzde 60-70’i deniz yolu ile sağlanıyor.

Teknolojinin gelişmesi, altyapıların her geçen gün iyileştirilmesine karşın ticarette, deniz yolu ulaşımının hakimiyeti devam ediyor.

Bunun en büyük sebeplerinden biri ise ticari kâr oranını arttırması; deniz yolu ulaşım maliyetlerinin diğer taşımacılık yöntemlerine oranla daha düşük olması.

Küresel ticaret açısından bakıldığında faaliyetlerin Kuzey, Orta ve Güney koridor olarak üç ana yol üzerinden gerçekleştirildiğini söylemek mümkün

DİĞER ÜLKELERE SAĞLAYACAĞI AVANTAJLAR

Kanal İstanbul, Türkiye’nin yanı sıra çevre ülkelere de pek çok avantaj sağlayacak.

Dünya okyanuslarına tek deniz erişimi İstanbul ve Çanakkale Boğazları olan Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan’ın Kanal İstanbul’dan en çok kazanç sağlayacak ülkeler olması bekleniyor.

KRİTİK ÖNEME SAHİP KARADENİZ LİMANLARI

Karadeniz kıyıları, dünya ticareti için büyük önem taşıyan limanlara ev sahipliği yapıyor.

Ukrayna’da bulunan Odessa Limanı, Romanya’daki Constanta Limanı ve Rusya’nın Karadeniz’deki en büyük limanı olan Novorossiysk, ticari hacmi büyüyen kritik öneme sahip limanlardan.

Zonguldak’ta bulunan Filyos Limanı ve Rize’deki İyidere Limanı, Bulgaristan’da bulunan Varna ve Burgas Limanları, Ukrayna’daki Illichivsk Limanı, Rusya’nın Soçi Limanı, Gürcistan’ın Batumi Limanı ve proje halindeki Anaklia Limanı, Karadeniz’in ticari kapasitesini gösteren diğer önemli lokasyonlar.

ÇİN’İN BÖLGEDE ARTAN LİMAN YATIRIMLARI

Dünya ticaretindeki hakimiyetini korumaya devam eden Çin, küresel ihracattaki liderliğini korumayı sürdürüyor. 2020 yılı küresel ihracattaki pay,ı bir önceki yıla oranla 1,42 arttı ve yüzde 14,5’e ulaştı. Çin’i yüzde 8,5 ile ABD, yüzde 8 ile Almanya takip ediyor.

Çin’in Yunanistan’ın güney kıyı şehri Pire’de satın aldığı Pire Limanı, deniz ticareti açısından kritik bir bölgede bulunuyor.

Yunanistan’ın en büyük limanı olan Pire Limanı, toplam nakliye tonajı açısından Avrupa’nın 8’inci, Akdeniz’in 3’üncü en büyük yolcu limanı.

2016’da gerçekleştirilen imza töreni ile 2052 yılına kadar limanın yüzde 66’lık hissesini satın alan Çin, bu anlaşma ile limanı, Akdeniz’in en büyük konteyner merkezi haline getirmeyi hedeflemişti.

Bu yatırım, ticaret açısından İpek Yolu’nu kısaltacak iyi bir rota olarak görülmüştü.

NEDEN ÜLKELER HALEN KARADENİZ’E ULAŞMAYA ÇALIŞIYOR?

Rusya’da bulunan, Azak Denizi ile Hazar Denizi’ni birbirine bağlayan Don Volga Kanalı, yakın zamanda genişletilecek. Bununla beraber Baltık ülkelerini Karadeniz’e bağlayacak Viking Koridoru yatırımları da geliştirilmeye devam ediyor.

Kuzey Denizi’nden başlayıp Avrupa boyunca ilerleyen e Karadeniz’e ulaşan Ren, Main, Tuna nehirlerini kapsayan su yolu ekseni de büyük ölçekli TEN-T projeleri kapsamında genişletiliyor.

Öte yandan Hazar Denizi’nde açığa çıkmamış hidrokarbon rezervleri ve Karadeniz’deki doğal gaz rezervleri ile Karadeniz’in enerji hareketliliğinin daha da artması bekleniyor.

DÜNYA TİCARETİNDE DİNAMİKLER DEĞİŞİYOR

Özellikle Covid-19 pandemisi sonrası dünya ticaretindeki dinamikler değişmeye başladı.

Talebin artması nedeniyle yeni alternatif rotalar ve ticaret koridorlarının önemi bir kez daha ortaya çıktı. Türkiye, Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya, Endonezya, Meksika’dan oluşan E7 ülkeleri, pandemiden önce de yükselen bir ivmeye sahipti.

Öyle ki E7 ülkelerinin, Almanya, ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7 ülkelerinden ekonomik olarak daha iyi performans göstererek, G7 ülkelerinin yerini alması bekleniyordu.

Şu anda 12 milyon ton olan E7 ülkelerinin küresel ticaret hacminin 2030 yılında iki katına çıkacağı ön görülüyor.

TÜRKİYE, TİCARET YOLLARININ KESİŞİM NOKTASI

Çin, Afrika’daki yatırımlarını arttırmaya devam ediyor. İnşa ettiği demiryolları, limanlar ve altyapı ile kendisini Afrika’nın en büyük ticaret ortağı yapıyor.

Zira Afrika’nın hızla yükselen nüfusu, gelecek için üretim ve tüketim açısından büyük bir potansiyel taşıyor.

Gelecekte, Asya, Avrupa ve Afrika üçgeninde yoğun bir ticaretin gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. Hazar Denizi, Avrupa ve Akdeniz’i birbirine bağlayan Karadeniz, bu üçgenin en önemli ticaret rotalarından birini oluşturuyor.

Avrupa ile Çin’i birbirine bağlayan Orta Koridor ticaret yolunun Türkiye’den geçmesi, ülkemizin jeopolitik önemini arttırıyor.

KANAL İSTANBUL’UN DİĞER PROJELERLE BAĞLANTISI

Kanal İstanbul, son yıllarda gerçekleştirilen İstanbul Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu, ticari limanlar, demir yolu bağlantıları ve lojistik üsleri gibi yatırımların merkezinde yer alıyor.

Gelecek yıllarda bu yatırımların Türkiye ekonomisine büyük katkılar sağlayacağı ve Türkiye’nin dünya ticaretindeki payını arttıracağı belirtiliyor.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Türkiye’nin büyüme vizyonunun en önemli dayanaklarından birinin ulaştırma, haberleşme ve lojistik alanındaki altyapı çalışmalar olduğunu vurguluyor.

Karaismailoğlu, Kanal İstanbul’un tamamlanmasıyla Türkiye’nin küresel ticarette oynayacağı role ilişkin şu açıklamayı yapmıştı:

“Kanal İstanbul’un tamamlanmasıyla Marmara Bölgesi, limanları, lojistik bölgeleri, demir yolu bağlantıları, Marmaray ve büyüyen endüstrisi ile birlikte Avrasya’nın merkezi olacaktır.

Türkiye Lojistik Master Planı çerçevesinde tasarlanan bu bölge, İngiltere’den Çin’e uzanan Orta Koridor’un da büyümesi ile birlikte dünya ticaretinin en önemli kavşak noktası olacaktır. Bu sayede bağımsız ve güçlü bir milli ekonominin sürdürülebilirliğine katkı yapılacak, milli egemenlik alanımızda sahip olduğumuz jeopolitik potansiyelimizin hayata geçirilmesi sağlanacaktır.”

NEDEN DENİZ ULAŞIMI TERCİH EDİLİYOR?

Deniz ulaşımı, diğer taşımacılık faaliyetlerine göre maliyet, verimlilik ve çevresel hususlarda pek çok fayda sağlıyor.

Dünya Gemicilik Konseyi (World Shipping Council) verilerine göre, büyük bir kargo gemisinin bir yılda 200 bin konteyner mal taşıması; tek seferde ise 7 bin 600 araç taşıyabilme kapasitesi, deniz yolu taşımacılığını diğer ulaşım yollarına karşı üstün kılıyor.

Hava yolunda ağırlık kapasitesinin düşük olması ve pek çok sefer yapılma gerekliliği, demir yolu içinse binlerce kilometrelik mesafenin kat edilmesi gibi sebepler, en iyi alternatif olarak deniz yolunun ticaretteki hakimiyetini arttırıyor.

Öyle ki 0,45 kilogram ağırlığa tekabül eden 1 pound ağırlığındaki bir yük, uçak ile 1,5 dolara; TIR ile 10 cente; demir yolu ile 1 cente; deniz yoluyla ise yalnızca 0,5 cente taşınıyor.

Yıkma planı

İngiltere merkezli olan Middle East Eye internet sitesi son zamanlarda Türkiye’yi çekemediği her halinden belli olan vede Tüm konularda Türkiye’nin karşısında duran

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz ay Katar ve Kuveyte düzenlediği ziyaret sonrası Türk ürünlerine b’oykot kararı alan Suudi Arabistan Yönetimi’nin Türkiye’ye karşı koymak için hazırladığı öne sürülen s’tratejik planı ele geçirdi bakın nasıl bir plan kurmuşlar

TÜRKİYE’YE KARŞI G’ÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİLER Plana göre, Riyad, Türkiye’yi h’edef alan uygulamalara başladı Türk mallarına boykot Türkiye’deki Suudi vatandaşlarının yatırımlarını satmaya zorlama ve dövizlerini Arabistana getirmeleri istendi

Riyad Yönetimi şimdiye kadar Tayyip Erdoğan’a karşı çok sabırlı davrandığına karar verdiler Türkiye’ye karşı koymak için hazırlanan s’tratejik derinlikteki planı yürürlüğe koymaya başladı.

İ’stihbarat raporu, BAE hükümeti ve g’üvenlik servislerine yakın olan düşünce kuruluşu Emirates Policy Center (Emirlik Politika Merkezi) tarafından yazılan aylık yayınlardan biri İddiaya göre “Suudi Arabistan Üzerine rapor, sınırlı şekilde dolaşıma sokuldu ve BAE liderliği için hazırlandı. Düşünce kuruluşunun internet sitesinde bulunmayan raporun bir kopyası Middle East Eye tarafından ele geçirildi.

TALİMATLAR MAYISTA VERİLDİ

Riyad yönetiminin mayıs ayında Türkiye hükümetine karşı koymak üzere hazırlanan planının yürürlüğe koyulması için talimatların verildiği yazıldı. Plan, Erdoğan Yönetimi’ne b’askı yapmak, onu z’ayıflatmak ve iç meselelerle meşgul olmasını sağlamak üzere mümkün olan tüm araçların kullanılmasını hedefliyor.

Riyad Yönetimi’nin amacı Erdoğan’ın ve Türkiye’nin bölgesel etkisini sınırlandırmak. Raporda şu ifadeler dikkat çekiyor: “Krallık Türk ekonomisini hedef almaya, Türkiye’deki Suudi yatırımını kademeli olarak sonlandırmaya, Türkiye’yi ziyaret eden Suudi turistleri alternatif destinasyonlar yaratarak kademeli şekilde azaltmaya, Türk mallarının ithalatını azaltmaya ve en önemlisi İslami konularda Türkiye’nin bölgesel etkisini azaltmaya yönelik en üst düzeyde b’askı yapacağı dile getirildi

Yine Uzaltıldı

AÇILMA BEKLENİRKEN YASAK GELDİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Haziran ayında yoğun bir aşılama kampanyası yürüterek, ülkemiz genelinde normalleşmeyi temin etmeyi hedefliyoruz.”

açıklaması “1 Haziran’da nereler açılacak?” sorusunun gündeme gelmesine neden oldu. Ama ardından bir yasak geldi! Kimse bu yasak açıklamasını beklemiyordu!

Sağlık Bakanlığı, varyant virüslerin yayılımının önüne geçilmesi için ‘Temaslı Takibi Rehberi’ni güncelledi. Son dakika haberi: Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından hazırlanan ‘Temaslı Takibi, Salgın Yönetimi, Evde Hasta İzlenimi ve Filyasyon Rehberi’ güncellendi. Bir önceki rehberde yakın temaslılar için, 10 gün olan karantina süresi 14 güne uzatıldı.

Bu kişilerin karantinası daha önce 7. günde yapılan test sonucu negatif çıkarsa bitiyordu. Yeni rehberde test için bekleme süresi de 10 güne uzatıldı. Varyant tespit edildiğinde de karantina süresi 14 gün. Ancak bu durumda süre test sonucu negatif çıksa bile değişmeyecek.

AŞI OLAN TEMASLILAR DA KARANTİNAYA ALINACAK

Aşı olanlarla ilgili de önemli değişiklikler var. Aşı olanlara daha önce temas durumunda karantina gerekmiyordu ancak yeni rehbere göre ise yakın temaslı olurlarsa onlar da 14 gün karantinaya alınacak.

Özelgün oldu

Erdoğan İmzaladı Türkiye’nin Yeni Özel Bir Günü Oldu. 30 Haziran’da Kutlanacak…

“30 Haziran Koruyucu Aile Günü” ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Genelgesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Genelge ile çocukların sağlıklı gelişebilmeleri için kendilerini koruyacak,

sevecek, destekleyecek, sosyal ve maddi gereksinimlerini karşılayabilecek bir aile ortamına ihtiyacının olduğu vurgusu yapıldı.

Ayrıca 30 Haziran Koruyucu Aile Günü olarak kutlanacaktır” ifadelerine yer verildi.
Ailenin, çocuğun güvenle büyümesi ve topluma faydalı bir birey olarak yetişmesi için gerekli ve birincil ortam olduğu hatırlatılan genelgede, “Ailenin bu görevi yerine getiremediği durumlarda çocuk, devlet koruması altına alınmaktadır.

Korunmaya ihtiyacı olan çocuklarımız için aile odaklı sosyal hizmet modellerimizin başında koruyucu aile hizmeti gelmektedir. Koruyucu aile hizmetinin amacı, koruma altındaki çocukları birebir ilgi, koruma, sevgi, destek ve gözetim sağlayacak koruyucu aileleriyle buluşturmaktır” denildi.

30 HAZİRAN “KORUYUCU AİLE GÜNÜ” OLARAK KUTLANACAK

Genelgede, koruyucu aile uygulamasının yaygınlaştırılmasının önemine vurgu yapılarak, “Son yıllarda yapılan çalışmalarla teşvik edilen koruyucu aile uygulamasının yaygınlaştırılması ve bu uygulamaya yönelik kamuoyu farkındalığının artırılması büyük önem teşkil etmektedir. Bunun için tarihte uzun yıllar çocuk koruma alanında önemli hizmetler sunan kurumlarımızdan Ankara Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin kuruluş tarihi de olan 30 Haziran, ‘Koruyucu Aile Günü’ olarak kutlanacaktır” ifadelerine yer verildi.

“ETKİNLİKLER, CUMHURBAŞKANLIĞI HİMAYESİNDE YAPILACAK”Genelgenin devamında ise şunlar kaydedildi:”30 Haziran Koruyucu Aile Günü kapsamında düzenlenecek etkinlikler; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yürütülecektir. Söz konusu etkinliklerden Cumhurbaşkanlığınca belirlenecekler, Cumhurbaşkanlığı himayesinde yapılabilecektir. Etkinliklere ilişkin logo, afiş, duyuru, davetiye, ilan ve benzeri belge ve görsel dokümanlar mezkür Bakanlık tarafından ilgili kurumlarla birlikte belirlenecek kurumsal kimliğe uygun şekilde kullanılacaktır.

Gerçekleştirilecek proje ve etkinliklere ait giderler ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca karşılanacaktır. Koruyucu aile hizmetinin tanıtımı ve yaygınlaştırılması için tertiplenecek etkinliklerin en iyi şekilde gerçekleştirilebilmesi amacıyla ihtiyaç duyulacak her türlü destek ve yardımın tüm kamu kurum ve kuruluşlarınca geciktirilmeksizin öncelikli olarak yerine getirilmesi hususunda bilgilerini ve gereğini rica ederim.”

Birleşiyorlar

Ayrıldıkları AK Parti’yi bölmek için yeni partiler kurarak sözde siyasetlerine devam eden Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan vatandaştan bekledikleri ilgiyi görmedi.

İkili için şimdi de “birleşecekler” şeklinde yorumlar yapılıyor. Peki Davutoğlu ve Babacan’a bu gizli mesajı yollayan isim kim? İşte detaylar…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti’yi seçimlerde yenemeyen muhalifler çareyi Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’da buldu.

Gaz üstüne gaz alan ikiliden Davutoğlu Gelecek Partisi’ni, Babacan ise DEVA Partisi’ni kurdu.

Vatandaşlardan ilgili görmeyen balon çok geçmeden patladı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı itiraf, bu durumu net bir şekilde özetledi.

Karamollaoğlu “Abdullah Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun AK Parti tabanında en az yüzde 20-30’luk bir çözülmeyi sağlayacağını düşünüyorduk ama olmadı” dedi. Tüm bu gelişmeleri köşesine taşıyan gazeteci Zafer Şahin, dikkat çeken ifadeler kullandı.

“Yeni göreviniz birleşmek”

Saadet Parti liderinin, siyaset kulislerini sallayan itirafına da değinen Şahin’in “Babacan ve Davutoğlu’nun partileri birleşiyor mu?” başlıklı yazısında kullandığı “Karamollaoğlu bu üç isme dolaylı olarak ‘Beceremediniz, yeni göreviniz birleşmek ve Erdoğan’ın oyunu hiç olmazsa yüzde 5 azaltmak’ diyor.” ifadesi dikkat çekti.

İşte Zafer Şahin bugünkü yazısında konuyla ilgili bölüm:

“Ankara kulislerinde son günlerde en çok konuşulan konu bu.

Bir türlü beklenen sıçramayı yapamayan Babacan ve Davutoğlu’nun partilerinin yeni bir sinerji yaratmak için “Deva Gelecek” adıyla birleşeceği, liderin Babacan olacağı, hatta tüzük çalışmalarına bile başlandığı, seçim barajının yüzde 5’e çekilmesi durumunda bu ittifaka Saadet Partisi’nin de katılacağı iddia ediliyor.

Bu kulis bilgilerini Saadet lideri Temel Karamollaoğlu’nun “Abdullah Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun AK Parti tabanında en az yüzde 20-30’luk bir çözülmeyi sağlayacağını düşünüyorduk ama olmadı” açıklamasıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Karamollaoğlu bu üç isme dolaylı olarak “Beceremediniz, yeni göreviniz birleşmek ve Erdoğan’ın oyunu hiç olmazsa yüzde 5 azaltmak” diyor.

Peki, anketlerde yüzde 1-2 bandında görülen üç partinin birleşmesi bir sinerji oluşturur mu?

Zor görünüyor. Karamollaoğlu’nun Babacan, Davutoğlu ve Gül hakkında söyledikleri aslında bu üç ismin AK Parti tabanında hiçbir özgül ağırlığının olmadığının itirafı ve ilanı anlamına geliyor.

Üçünün de ortak özelliği, Erdoğan sayesinde Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve önemli bakanlıklara gelmiş olmaları. AK Parti’den ayrıldıklarından beri ortaya bir vizyon koymak yerine sadece Erdoğan’ı eleştirdiler ve 19 yıllık iktidarın tüm başarılarını sahiplenmeye çalıştılar.

“Ben Erdoğan’a şunu dedim ama dinletemedim, bu Erdoğan var ya…” diye başlayan konuşmalarıyla kendilerini Halk TV, KRT, Tele 1, Cumhuriyet ve Sözcü’ye beğendirmeyi başardılar. Ama belli ki AK Parti tabanında yaprak bile kımıldatamadılar. Yoksa Karamollaoğlu durup dururken niye kendilerini başarısız ilan etsin?

Özetle… Bugün kıyasıya eleştirdikleri Cumhurbaşkanı Erdoğan sayesinde yükseldikleri siyasette bu kez de Erdoğan’ı eleştirerek ayakta kalmaya çalışıyorlar. Yani dün olduğu gibi bugün de Erdoğan’ın sırtındalar. Ve ona muhtaçlar. CV’lerinde yazan muhteşem kariyerlere rağmen Erdoğan’ın karşısında güneşin altında eriyen kardan farksızlar.

Tam da bu sebepten birleşmeleri hiçbir şeyi değiştirmez.”